Enes Geyik: Hız hiçbir zaman doğruluğun önüne geçemez
Sağlık alanında başlayan meslek yolculuğunu habercilikle sürdüren Haber Global Muhabiri Enes Geyik, kriz anlarında soğukkanlı kalmanın önemini, 6 Şubat depremlerinde yaşadıklarını ve Ankara’dan İstanbul’a uzanan saha deneyimini anlattı.
Haber Global Muhabiri Enes Geyik ile sağlık alanındaki eğitiminden medya sektörüne geçişini, farklı alanlarda edindiği üretim deneyimlerinin ekran haberciliğine katkısını ve meslek hayatında iz bırakan saha görevlerini konuştuk. Geyik, haberciliğin yalnızca bilgi aktarmak olmadığını, insanların hikâyesini anlatmak ve zor zamanlarda onların sesi olmak anlamına da geldiğini söyledi.

Sağlık alanındaki eğitiminizin ardından medya sektörüne yönelmeye nasıl karar verdiniz? Sağlık alanında edindiğiniz kriz yönetimi ve insan ilişkileri gibi deneyimlerin, sahadaki muhabirlik reflekslerinize ne gibi katkıları oldu?
Küçük bir köyde doğup büyüyen ve o köyün sokaklarında futbol oynayan neredeyse her çocuk gibi benim de hayalim futbolcu olmaktı. Ancak siz ne kadar plan yaparsanız yapın, hayatın da bir planı var. Ailem gelecek planlarımı futbol üzerine inşa etmemden mutlu değildi ve üniversiteye gitmeyeceğimi düşündükleri için meslek lisesine gitmemi istediler. Babamın ricasını kabul ettim ve sağlık meslek lisesinde okumaya başladım.

İnsan sağlığına dair kapsamlı bilgiler öğrenmek, insanların hayatına dokunmak zamanla keyifli hale geldi. Liseyi bitirdikten sonra bir süre hemşire olarak çalıştım.
Ancak zamanla kendimi keşfetmeye başladım. İnsanı hayatta tutan şey bence merak duygusu. Yaş aldığınızda değil merak etmeyi bıraktığınızda yaşlanıyorsunuz. Benim hem Türkiye’de hem dünyada olan bitene karşı çok ciddi bir merakım vardı. İyi bir dinleyici, aynı zamanda iyi bir anlatıcı olduğumu fark ettiğimde, üniversite eğitimimi bu çerçevede şekillendirmek istedim. Eski adıyla Gazi Üniversitesi olan 2018’de yapılan isim değişikliği ile Hacı Bayram Veli Üniversitesi İletişim Fakültesi’ni kazandım. Üniversitedeki öğrencilik hayatımda medya sektörünün birçok farklı dalını denedim ve her gün büyük bir heyecanla icra ettiğim, çok daha büyük hayaller ve hedefler içerisinde olduğum mesleğimi yapmak nasip oldu.

Hemşirelik yıllarım bana insanları anlamayı öğretti, habercilik ise insanların hikâyesini anlatmayı… İlk bakışta birbirinden çok farklı gibi görünseler de, ikisinin ortak noktası insan hayatına dokunuyor olmaları. Sağlık alanında eğitim alırken kriz anlarında doğru karar vermeyi, soğukkanlı kalmayı ve insanlarla sağlıklı iletişim kurmayı öğrendim. Bugün sahada muhabirlik yaparken de geçmiş yıllarda edindiğim birikimleri kullanıyorum.

Lisans eğitiminiz boyunca yönetmenlikten fotoğrafçılığa, podcast yayıncılığından kurgu asistanlığına kadar farklı alanlarda deneyim kazandınız. Bu çok yönlü üretim süreci ve sesli hikâye anlatıcılığı deneyimi, bugün ekran haberciliğine ve haber anlatımınıza nasıl yansıyor?
Televizyon haberciliği bir ekip işi. Kamera arkasında kurgu yapan birinin nasıl düşündüğünü, kameramanın neyi önemsediğini ya da bir fotoğraf karesinin nasıl güçlü hale geldiğini bilmek sahada büyük avantaj sağlıyor. Bir habere yalnızca metin olarak bakmıyorum; görüntüsüyle, sesiyle, ritmiyle ve duygusuyla birlikte düşünüyorum. Podcast benim duygusal yanım. Üniversitedeki öğrenci evimde kısıtlı imkânlarla TRT'nin Geleceğin İletişimcileri Yarışması'na podcast projesi hazırlamıştım ve üçüncülük ödülü aldım. Podcast deneyimi de bana yalnızca ses tonuyla bile hikâye anlatabilmeyi öğretti. Bütün bunlar bugün hazırladığım haberlerin anlatım dilini daha güçlü hale getiriyor.

Meslek hayatınızın henüz başında 6 Şubat Kahramanmaraş depremlerini sahada takip eden haberciler arasında yer aldınız. Böylesine büyük bir felaketin merkezinde görev yapmak size habercilik adına hangi en önemli dersleri kazandırdı? O zorlu süreçte hem mesleki sorumluluğunuzu hem de psikolojik dayanıklılığınızı nasıl korudunuz?
6 Şubat depremleri benim meslek hayatımın en ağır ama aynı zamanda en öğretici deneyimiydi. Günlerce insanların umutla bir ses beklediği enkazların başında görev yaptık. O süreç bana televizyon haberciliğinin yalnızca bilgi vermek olmadığını, aynı zamanda büyük bir sorumluluk taşıdığını gösterdi. Böyle dönemlerde sansasyon üretmeden, insanların acısına saygı göstererek doğru bilgiyi aktarmanın ne kadar önemli olduğunu gördüm. Haberin merkezinde insan olduğunu hiçbir zaman unutmamak gerektiğini öğrendim.
Ben 1999 depreminde henüz 4 aylık bir bebektim. Annem ve babamla birlikte Yalova'da günlerce çadırda kalmışız. Annem o günleri yıllarca anlattı. Kahramanmaraş’a ilk vardığımda henüz depremin üzerinden 6 saat geçmişti ve her şey annemin ben çocukken bana anlattığı gibiydi. Oradaki bebeklerde ve çocuklarda kendimi gördüm, gözü yaşlı anne ve babaları görünce kendi ailem aklıma geldi. Evet haberciyiz, profesyoneliz ama her şeyden önce insanız.

Orada hem büyük bir acı, büyük bir çaresizlik, büyük bir bekleyiş vardı hem de kelimelerle tarif edilemeyecek düzeyde bir vicdani dayanışma. Biz sadece haber yapmadık, biz insanların sesi olduk. Ne mutlu ki bana enkaz altında kalan genç bir polisin kurtarılmasına vesile oldum. Ağlamak ile çözemediğiniz bir durum olduğunda harekete geçmek zorundasınız. Orada herkes sorumluluğunu yerine getirmek zorundaydı. Ben haber üreterek mesleki sorumluluğumu yerine getirdim, elimden geldiğince depremzedelere yardım ederek de insani sorumluluğumu yerine getirdim. Umarım bir daha böyle bir afet ülkemizde yaşanmaz.

Bugün Haber Global'de muhabir olarak yoğun bir haber temposunun içindesiniz. Bir haberi izleyiciye aktarırken sizin için vazgeçilmez olan ilkeler nelerdir? Sizi en çok motive eden unsur ne ve sizce izleyicide karşılık bulan bir haberin en önemli özelliği nedir?
Benim için hız hiçbir zaman doğruluğun önüne geçemez. Bir bilgiyi yayınlamadan önce mutlaka doğrulatmak, farklı kaynaklardan teyit etmek ve olayın bütün taraflarını dinlemek gerektiğine inanıyorum. Ayrıca haberin izleyiciye sade, anlaşılır ve samimi bir dille ulaşmasını önemsiyorum. Televizyon haberciliğinde bazen saniyeler içinde karar vermek gerekiyor ama bu reflekslerin temelinde her zaman etik ilkeler olmalı.
Beni en çok motive eden unsur izleyicilerimizden aldığım geri dönüşler. Onların tebrikleri ve eleştirileri benim için çok kıymetli. Sesimin ve görüntümün Hakkari’nin bir dağ köyüne, Karadeniz’in bir yaylasına, Sivas’ın, Ankara’nın, Kırşehir’in bozkırına, Güneydoğu Anadolu’da bir kebapçı dükkanına, Akdeniz ve Ege’nin bir tatil kasabasına, memleketim Yalova’ya ve tabii ki annem ve babamın izlediği televizyona gün içerisinde konuk olmak benim en büyük motivasyon kaynağım.

Ankara’da başlayan habercilik kariyeriniz bugün İstanbul’da devam ediyor. İki şehir size mesleki anlamda neler kattı?
Ankaralılar yeni biriyle tanıştıklarında, “En sevdiğin Aspava hangisi?” diye sorar çünkü her restoranın kalitesi, lezzeti farklıdır.
Yani hangi şehirde, kimlerle ve nerede vakit geçirdiğiniz oldukça önemlidir ve sizin hakkınızda karşı tarafa bir fikir sunar.
Ben yemek yediğim Aspava tercihimi de, vakit geçirdiğim meslek büyüğü gazeteci abi ve ablalarımı da doğru seçtiğime inanıyorum. Siyaset ve bürokrasiye dair çok şey öğrendim, çok şey deneyimledim.

Cumhurbaşkanlığı muhabirliği yapma fırsatım oldu. TBMM’den onlarca yayın yaptım. Ankara bana haber disiplini kazandırdı.
İstanbul ise çok daha dinamik bir şehir. Burada adliye muhabirliği ağırlıklı habercilik yapıyorum. Bir gün adliyede, ertesi gün bir afet bölgesinde, başka bir gün kültür sanat ya da yaşam haberinde olabiliyorsunuz.
Bu çeşitlilik aslında yorucu ancak bir yandan da öğretici. İki şehir de haberciliğe farklı pencerelerden bakmayı öğretti. İki şehirde de habercilik yaptığım için kendimi oldukça şanslı hissediyorum.

Haberci kimliğinizin yanı sıra futbol, müzik, tiyatro gibi farklı ilgi alanlarınız bulunuyor. Yoğun saha temposunda bu ilgi alanları size nasıl katkı sağlıyor? Haberlere bakışınızı ve hikâye anlatımınızı beslediğini düşündüğünüz yönleri var mı?
Yoğun haber temposunda insanın kendine nefes alacak alanlar oluşturması gerektiğine inanıyorum. Futbol, müzik ve tiyatro benim için sadece birer hobi değil; aynı zamanda farklı bakış açıları kazandığım alanlar. Futbol bana disiplini, takım ruhunu ve doğru zamanda doğru hamleyi yapmanın önemini hatırlatıyor. Tiyatro ise insan duygularını, beden dilini ve hikâye anlatımının gücünü daha iyi anlamamı sağlıyor. Müzik ise tempolu meslek hayatımın içinde zihnimi dinlendiren ve yaratıcılığımı besleyen önemli bir kaynak.

Bence iyi bir haberci sadece gündemi takip eden kişi değildir; hayatın farklı alanlarını gözlemleyen, insanı ve toplumu anlamaya çalışan kişidir. İlgi alanlarım da haberlere bu gözle yaklaşmama yardımcı oluyor. Bir olayın yalnızca görünen tarafını değil, arkasındaki insan hikâyesini de yakalamaya çalışıyorum. Çünkü izleyicide iz bırakan haberler, çoğu zaman sadece bilgi veren değil, aynı zamanda duygu ve anlam taşıyan haberlerdir. Bu nedenle sahada edindiğim deneyimlerle kişisel ilgi alanlarımın birbirini beslediğini düşünüyorum.
Haber Global Muhabiri Saadet Çelikçi: Haberciliğin ruhunun sahada attığına inanıyorumYaşam
Ticaret Bakanlığı duyurdu: Peluş kaz oyuncağı için toplatma kararı
Elazığspor, Galatasaray'dan genç stoper aldı
CHP'de 8 il başkanı daha görevden alındı
Samsun'da şüpheli kadın ölümü: Dördüncü kattan düşüp can verdi
Iğdır'da 3 kadının sokak kavgası cep telefonu kamerasında